34. ''KÜÇÜK TAŞLAR, BÜYÜK ÇATLAKLAR''

SIFIR NOKTASI

4
18px

34. ''KÜÇÜK TAŞLAR, BÜYÜK ÇATLAKLAR''

442 görüntülenme

SIFIR NOKTASI 
34.''KÜÇÜK TAŞLAR, BÜYÜK ÇATLAKLAR''
1994
Ağustos

 
''Kako si... nasılsın. Kako si...'' Turgut sessiz bir nefesle tekrarladı kelimeyi içinden birkaç kez daha. ''Nasıl olduğu önemli. Kako si...''
Göğsünü yeni bir nefesle daha doldurdu. Yorgun hissediyordu ama inatla üzerinden geçmek istediği kelimeler vardı. Birkaç saniye bekledi. Bekledi. Kalemi defterin arasına bırakıp başını geriye yatırdı ve gözleri loş ışığın karmaşasıyla gölgelenen tavanda gidip geldi. Boynuna saplanan ağrıyının sırtı boyunca yayıldığını hissetse de kıpırdanmadı, yüzünü dahi buruşturmadı. Son üç haftadır ağrıları da acıları da önemsiz geliyordu gözüne. Ama kalp ağrısı bakiydi. Hastalanmış gibi hissediyordu. Birkaç kilo bile vermişti. Babası da farkındaydı. Gözüne battığını da biliyordu.
Gözlerini yumarak aldığını fark etmediği nefesi gürültüyle verdi. Yirmi beşinci gün. Yirmi beş koca gün. Neredeyse yaşın kadar. Geçip gitti zaman. Şimdi... Nerede? Nasıl? Ne halde? Muhtemelen canı hala acır bir vaziyette. Hala bir canavarın yanında ölmeyi dilercesine... Tam da bu yüzden bakamayacaksın bir daha o yeşil gözlerine. Hep geç kaldığını hatırlatacak sana. Geç kaldın... Ayların vardı, Turgut... belki seninle hiç konuşmayacak denk düşseniz de ama gözleri hatırlatacak sana. Ayların vardı. O, günleri değil saniyeleri bile sayarken senin ayların vardı...
''Allah'ım...''
Oturduğu yerden ayaklanırken kucağındaki defteri zemini boylayışını takip edemedi. Nefesleri daraldı, sessizlik kulaklarında boğuldukça dört duvar sıkmaya başladı göğsünü. Vicdanı kaburgalarına kadar baskı yapıp kamburunu çıkardı sırtından. Elleri yüzüne giderken odasında mekik dokuyan adımları balkon kapısına yaklaştığında saniyelerin ağırlaştığını hissediyordu.
Saat gecenin 2'sini çoktan geçmişti. Ve yine aynı duygularla çevreleniyordu. Hep olduğu gibi.
Her gece uykusuzluktan sızana dek içinden konuşur olmuştu. Leni'ye söylemek istediği sayısız şey birikiyordu her günün sonunda. Anlatacak çok şeyi vardı şimdi. Eğer akşam altılarda yine bir arada olabilselerdi başını şişirecekti hiç şüphesiz. Birlikte ektikleri çiçekleri sulardı da bir yandan, kendi ektiği çiçekler büyüdüğünden ışıl ışıl bakan yeşil gözlerini görmek için kendi sardunyalarına daha az su verirdi. Haksızlık etmeyi dert görmüyordu kendi çiçeklerine. Daha geç büyüsünlerdi. Ne olacaktı? Leni'yi mutlu etmek için değmez miydi? Işıl ışıl mı bakıyordu sahi? Bir kez görmüştü o ifadesini. Değişmişti bakışları. Bir başka bakmıştı ilk kez. Umut doluydu. Sadece çiçekleri onu yarı yolda bırakmadı diye... dünyalar onun olmuştu.
Paragraf Yorumları

Bir paragrafa tıklayarak yorum yapabilirsiniz