37. ''KURDU NE KADAR BESLESEN DE GÖZÜ ORMANDADIR''
SIFIR NOKTASI
37.''KURDU NE KADAR BESLESEN DE GÖZÜ ORMANDADIR''💬 4
Kendi içimde bir çamur, dizlerime kadar battığım. Aslında sadece insanım... ama bilmem ki kaç ölüm tattım.
Yirmi bir yaşındayım. Sıradan bir kalp taşıyorum göğsümde, hâlâ yaşadığımı hatırlatırcasına çarpıp duruyor. Ölenin ben olmadığımı bana hatırlatıyor. Gözyaşlarımı silmemi tembihliyor ve kafamın içinde yeni bir savaş daha başlatıyor. Yüzünde donup kalan kan lekeleri sana ait değil. Aldığın kan kokusu senin kesiklerinden gelmiyor, görünürde bir yara da taşımıyorsun; yaraların iyi, iyi olan sen değilsin.
Kendimi en yüksekten itmişim. Benim en yükseğim neresi ki bir türlü de ölmemişim? Ama ölüler görüyorum... ayaklarımın ucuna yığılmış bedenleri tir tir titriyor, son soluklarını verdiklerine emin olduğumda iniltileri ancak dinmiş oluyor. Bir ruhun bedeni terk ederken çıkardığı sesleri de tanıyorum ve bunu bilmek beni ürkütmeye yetiyor, gözlerimi sıkı sıkı yumsam da can çekişleri hiç gitmiyor. Teslim oluyorlar bir müddet sonra, bedenleri zemine serili kalıyor, savaşları da böylece bitiyor. Belki ölümü bilmiyorum ama kendime sık sık şunu fısıldıyorum: Tanrım, tek bildiğim... ölmek için çok gencim.
"Gün," diyen ses kulaklarıma ulaştığında titreyen bacaklarımı daha çok kendime çektim ve saklanma içgüdüsüyle avuçlarımı elimin altındaki bedenine sıkıca yapıştırdım. Kafamı kaldırıp da yüzüne bakamıyordum. "Sakin ol..." Kulağıma eğildi ve neredeyse benim bile duyamadığım bir fısıltıyla devam etti. "Sana hiçbir şey yapamaz."
Pusat. Midem döndükçe döndü, kusmaktan nefret ediyordum ama kendimi tutabileceğim bir ânda değildim. Buna rağmen kırıntısı kalan irademe tutundum. Boğazım atamadığım çığlıklarla dolmuştu ve karşı karşıya kaldığım manzaraya bakmayı reddediyordum. Yüzümü göğsüne gömdüm daha sert bir şekilde. O olamazdı. Saçlarım darmadağın bir şekilde çevrelemişti yanaklarımı, damarlarımdan söküp atamadığım korkunç sesini yeniden duyana kadar anın gerçekliğine geri dönemediğimi hissettim.
"Yüzüne bak, dedim," dedi Barut Kılıçhan, gölgesi ve karanlığı sırtladığı sesiyle tam tepemde hissediyordum onu. Attığı adımı tanıyordum. "Kaldır kafanı. Bak nişanlına, hadi. Seni mi bekleyeceğiz?"
Parmaklarım arasındaki kumaşı sıktıkça sıktım. Ellerimin altındaki beden gerildiğinde buz soğuğu bir yel daha esti. Rüzgârlar zihnime ağır ağır akın ediyordu ve tüm aralık kapılarım çarpıyordu. Bir gerçekten söz ediyordu bana. İnkâr etmek için zihnimin bulanıklığına sığındığım bir gerçekten.
Kafanı kaldır ve bak.
© 2026 Gizem Yiğit. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz ve paylaşılamaz.
Bu bölüm telif hakkıyla korunmaktadır ve yazdırılamaz. © 2026 Gizem Yiğit
Paragraf Yorumları
Bir paragrafa tıklayarak yorum yapabilirsiniz