3. TATİL
3. TATİL
Bazen korkularımın gülünç bir yanı olduğunu düşünürdüm.
Küçük bir çocukken bile böyleydi. Düşeceğime inandığım için koşmadan yürümem gerektiğine inanırdım mesela, ya da hasta olacağım öğretildiği için dondurma bile yemeye çekinir, ıslak saçlarla dışarı çıkmazdım; bir şekilde gözüm korkutulup uzaklaştırılmıştım onca zaman. Ve gerçekten de korkmuştum işin aslı. Annem sürekli bir şeyleri tembihlemiş, babam ise sakınmayı öğretmiş... Ama ne gerek vardı ki? Bir şeyleri yaşayarak öğrenemez miydim sanki?
Dün gece bana öfkeyle bakan bir çift gözün üzerimde bıraktığı korkunç etkiyi nasıl atlatacağımı düşünüyordum sessizce. Aslında bu kadar korkmama gerek yoktu... Ne düşünebilirdi ki? Gerçi, açıklamama bile fırsat vermeden öfkeyle odasına girdiğini düşününce, kafasında bir sürü şey kurduğuna hiç şüphe yoktu. Ya yalan yanlış şeyler yayacak olursa? Yapar mı? Niye yapsın ki? Hem... ne düşünebilir ki gerçekten? Aklım bunu bir türlü almıyordu. Yirmi yaşındaydım ama olayların sonrasını sağlıklı şekilde kestiremiyordum. Elbette çocuk değildim ama Azra denilen kadından küçük olduğum düşünülürse, ciddiye alınma ihtimalim de düşük olabilirdi. O kadının Araf Altemur’u sevdiğini söylemişti Tuğrul amca... Bu yüzden bana düşman kesilir miydi? Yani... ne derece düşman olabilirdi ki?
On günün sekizi geride kalmıştı bile. Kalan günleri kafasına takmadan geçirmesini umuyordum ama ne zaman karşılaşsak soğuk bakışlarını üzerimde hissediyor, sert tavırlarına maruz kalıyordum. Görmezden gelmeye çalışıyordum ama her yerde karşıma çıkacak kadar sık beraberdik ve işler hiç de istediğim gibi gitmiyordu. Üstelik ortada gerçek anlamda hiçbir şey de yoktu. O zaman ben niye bu kadar düşünüyordum ki?
Cevap belliydi. Babam yüzünden.
Eğer yanlış bir şey duyacak olursa işte o zaman yıllardır hayalini kurduğum o üniversitenin yanından dahi geçemezdim. Üstelik bir şeylerin cezasını kesmek için hazırda bekliyorken bu epey bir zordu. Öyle olmadığına emin olsa da önüme sürebileceği herhangi bir sorun vermek istemiyordum ona. Ne kadar göndermeme konusunu hâlâ diretse de ben bir şekilde bu işin oluru olduğuna inanıyordum. Sonuçta ben ablam değildim, üniversitenin ilk yılında ahmaklık yapıp evlenecek kadar aklımı kaçırmamıştım. Ya da buna benzer herhangi bir şey...
Bir çözüm yolu bulacağıma öyle çok emindim ki, başka türlü ihtimali düşünemiyordum bile.
''Tamay... ah, buradasın,'' diyen ses kulaklarıma dolduğunda irkilir gibi olsam da kendime gelerek yaslandığım yerden sırtımı ayırdım ve plaj çantamı omzuma asarak üzerinde mor renk bir elbise ve hasır şapkasıyla yanıma gelen anneme baktım. Beni baştan aşağı sessizce süzdü. ''Hadi, gidelim.''
Koluma gireceği sırada kendimi geri çektim. ''Anne,'' dedim derin bir nefes almadan önce. Omuzlarımı düşürdüm. ''Ben gelmesem olur mu?''
© 2026 Gizem Yiğit. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz ve paylaşılamaz.
Bu bölüm telif hakkıyla korunmaktadır ve yazdırılamaz. © 2026 Gizem Yiğit
Paragraf Yorumları
Bir paragrafa tıklayarak yorum yapabilirsiniz