27. ZARAR ZİYAN ve SADECE AŞK'A İNANAN

AYKIRI KIYILAR

0
18px

27. ZARAR ZİYAN ve SADECE AŞK'A İNANAN

153 görüntülenme

27. ZARAR ZİYAN ve SADECE AŞK'A İNANAN
Yazardan
Bihter Altemur bir taksinin arka koltuğunda, cam kenarındaydı. İçinde birbirini sıfırlayan düşünceler arasında kalbine doluşan ağırlığı yok saymaya çalışıyordu. Etrafını saran tiz sessizlik, kafasının içerisinde uçuşan gürültüler ve geçmişten çıkıp gelen anılarla kuşatılmıştı. Gözlerinden yaşlar iniyor, kalbine dek geçtiği yerleri ıslatıyordu sanki.
Kafeden kolundan tutarak bir hışımla dışarı çıkardığı Azra da hemen yanındaydı. Taksi yaklaşık yarım saattir ezbere bildiği yolun üzerinde ilerliyordu ve gözyaşları dineli de çok olmuştu. Bihter Altemur onu kolundan tuttuğu gibi taksiye bindirmişti zaten, ne olduğunu anlayamamıştı. Evin adresini vermişti hemen ardından. Yüzüne de bakmamıştı bir kez olsun, sadece onun gibi ağladığını görmüştü bir ara. Azra göz ucuyla onu kontrol edip duruyor, yediği tokadın etkisiyle elini yüzünden de ayıramıyordu. Attığı tokadın ne kadar zoruna gittiğini tahmin edebiliyor muydu?
Yolun geri kalanı da bu içsel boğuşmalarıyla geçti. Küskün hissettiğini itiraf etmeliydi. Yanında olması gerekmez miydi Bihter Altemur'un? Ona nasıl tokat atabilirdi? Bunca yaşına kadar elini yalnızca saçını okşamak için kaldıran kadını bu raddeye getirecek ne yapmıştı sanki? Ona yapılanları neden kimse görmüyordu? Tüm günah keçisi neden bir anda o seçilmişti?
Araba beş dakika sonunda yavaşça bahçelerine girdi ve iki katlı villalarının önünde sonsuza uzayan bir zamanda durdu. Yol bitmek bilmemişti Bihter için. İçi içini yiyordu, kalbi dört yandan sıkışıyordu. Oğlunu düşünüyordu zaten günlerdir. Ona iyi bir anne olamadığını biliyor ve kendisini affetmesi için kafasında türlü senaryolar döndürüp duruyordu. Nasıl yapacağını bilmiyordu ama geldikleri bu noktada, oğlundan esirgediği her şeyin sorumlusuna yapması gerekeni daha iyi bildiği başka bir an olamazdı.
Araçtan önce Bihter indi, ardından elinin tersiyle ağladığından yanaklarına düştüğünü fark edemediği gözyaşlarını temizledi. Ağlamasının tek sebebi işlerin bu raddeye gelmesiydi. Hiçbir zaman bunu istememişti ama en büyük sorumlularından biri de kendisiydi. Sanki aniden kalbi duran, ümitlerin kesildiği bir hastaydı da oğlunu geri kazanmak dışında onu hayata döndürebilecek hiçbir şey yokmuş gibi hissediyordu. Günler önce Araf'ın yüzüne ettiği kelimeler hafızasına kazınıştı çünkü ve gidecek gibi de durmuyordu.
Bihter evin boş bahçesine baktı. Dış kapıya ilerleyen adımları o kısacık mesafeyi kapatamıyor da önündeki yolu uzattıkça uzatıyordu sanki. Yıllardır bu evdeydiler. Yıllardır çocuklarıyla aynı çatının altında, bir gelini, iki de torunuyla beraber yaşıyorlardı. Azra'yı da çocuklarından ayırmamıştı hiçbir zaman. O da yanlarındaydı tam da bu yüzden. Evin baktığı her köşesinde birine ait izler bulabiliyordu. Başını nereye çevirirse çevirsin herhangi bir yaşlarına rastlıyordu. Ama... Araf yoktu.
Liseyi bitirir bitirmez yanlarından ayrılmış, zorunda kalmadıkça da eve uğraşamaz olmuştu. Lise yıllarının öncesinde de kendi odasından ayrılmaz, dışarı çıkarsa da gelmek bilmezdi. Arkadaşlarıyla kütüphanelerde sabahlardı. Hâlbuki ne paraya ihtiyacı vardı ne de çalışmaya. Tuğrul'un bıraktığı mirasla keyfini sürerdi uzun yıllar boyunca. Ama Araf çalışıp çabalamayı tercih etmişti. Hakkı olan başarıyı da edinmişti. Bugünlerde şirketten ayrıldığını bilmek kadar canını yakan başka bir şey yoktu bu yüzden.
Gözü kör müydü sahi? Canından çok sevdiğini iddia ettiği oğlu böyle düşünüyordu. Haklıydı. Bir anne olarak kendi oğlunun hakkına girerken bunu nasıl bu kadar geç fark edebilmişti? Baktığı herhangi bir köşede Araf'a daha az rastlarken ya da bu eve ait hiç anısının olmamasına rağmen... Benim yerim dardı o evde, ben de gittim.
Paragraf Yorumları

Bir paragrafa tıklayarak yorum yapabilirsiniz